Yukarı Çağlar Köyü, Karaman ili, Ermenek ilçesine bağlı tarihi yapılarıyla ünlü bir köy olup, Taşeli’ne yerleşen Türklerin ilk yerleşkesidir. Bu tezimi doğrulayan kanıt ise yakında basımı yapılacak olan “İlk Kale” adlı kitabımda çok geniş olarak yer almıştır.
Türklerin Anadolu’daki yerleşiminde ilk yerleşkelerden biri olduğunu kanıtlayan Yukarı Çağlar Camii kitabesi 2018 yılında okunabilmiş olup yine köyün kuruluş tarihini belgelemiştir. Caminin ilk yapılış tarihi yine geniş anlatımlarla “İlk Kale” adlı kitapta yer almıştır.
Yukarı Çağlar Köyünde kuruluşundan 1950’li yılların sonlarından özellikle Topal İngiliz diye bahis edilen profesörün gelip gidişinden sonra tarihi kanıtların talan edilişinin başladığı yıllar olarak bilinir. Örneğin tarihi Sbide Kentinde o günlerde var olan tüm aslan lahit kapakları birer birer parçalanmış içlerinden altın sikkeler arandığı anlatılır. Kentin yer üstü ve yer altından kazılarak açığa çıkarılar yapılar sökülerek taşları alındığı bilinir. Şehrin kurşun su boruları çıkarılarak parçalanarak satıldığı, kanalizasyon kanallarının yapı taşları, sarayın, hamam ve fırınların yapı taşları tek tek sökülür, köye taşınır. Günümüzde ise çok az yapıya ait izler kalmıştır. Ancak yeniden yapılması istenen bir kazı çalışması ile çok yapıların açığa çıkarılabileceği söylenir.
Tarihi belge niteliğinde olan bir resim ise köy meydanı “Dibekönü”nde Kikiler olarak bilinen ailenin dükkân duvarının yüzeyinde varlığını sürdürmektedir. Bu taş belge üzerindeki resimler sırası ile;

1. Resim (Akzambak): Hıristiyanlıkta, saflığı ve masumiyeti temsil eder. Yine Meryem Ana'nın sembolüdür. Aynı zamanda sevgi, saygıyı temsil ettiği belirtilir.
2.Resim (Bir Balık): Hıristiyanlıkta vaftizin, ölümsüzlüğün, yeniden doğumun sembolüdür. Aynı zamanda Hz. İsa’nın yemeği olarak kabul edilir.
3. Resim (İki Balık): Hıristiyanlığın yasak olduğu dönemlerde bu sembolü ilk Hıristiyanlar, birbirini tanımak için kullandılar. Balıklar azizlerin yaygın olarak bilinen amblemleridir. Yörenin bolluk ve bereketli olduğunu simgeler.
4. Resim (Ahtapot): Hıristiyanlıkta birlik ve beraberliği temsil etmektedir.
5. Resim (Aslan): Bizans’ın güç ve kuvvetini temsil ettiği anlatılır. Anlatımda bulunduğum resimler tarihi belge niteliğinde olup, köyde bir duvarda sergilenmeye devam edilmektedir.
25 Ağustos 2019 günü köye uğrayan tarih araştırmacısı Şerafettin Güç Bey telefon açınca köy meydanına indim. Şerafettin Bey bir kaza neticesinde kolu ve eli alçı içinde beni beklerken buldum. Hoş beşten sonra oturduğumuz mekanın hemen sağında yerden iki, iki buçuk metre yükseklikte bulunan tarihi resimli belgeyi bir sürpriz olarak gösterdim. Şerafettin Bey tarafından hemen görseller çekildi. Taştaki sembollerin anlamlarını açıkladım, hemen not etti. Bu belge Sbide Kentinde yaşanan susuzluk yüzünden göç etmek zorunda kalmış o zamanın halkı tarafından bugünkü İzvit – Yukarı Çağlar köyü üzerinde kurulmuş yerleşkede o günün çok önemli bir yapısı üzerinde kullanıldığı kesindir. Ancak bugün yerel bir yapı olan konut duvarında yer almaktadır.
Duvardaki Belge; Sbide Antik Kentinin ve Yukarı Çağlar Köyünün tarihi değerini duyurmaya işaret olur düşüncesindeyim. 25.08.2019
Durmuş Ali Özbek
durmusaliozbek@hotmail.com


Antik dünyada ve Anadolu’da pek çok tünel örneği vardır. Yaklaşık 50-100 m ara ile kuyular kazılır, bunlar tabandan birleştirilir.
DEĞİŞEN GELENEK: SÜNNET
İran’da, Doğu Anadolu Van’da, Urfa Germüş (Dağ Eteği) güzel örnekler vardır.


Ama burada tüneller çok dik yamaçlar kaya içine kazılmış dik kuyular yerine yatay pencereler vardır, topraklar buradan aşağı boşaltılmıştır. 

Bir örneği Silifke Lamas (Limonlu) çayından aynı
dönemlerde yapıldığı düşünülen Diocaesera (Uzuncaburç) su getiren tünellerdir.

Buradaki tüneller yaklaşık 5 km dir. Bu uzunlukta görülen nadir tüneller vardır. Ayrıca tünelin gayesi içinde suya yol vermek ve bakım onarım için içinden bir insanın geçmesini sağlamaktır.

Ben 28 yıl konu üzerinde çalışan bir kişi olarak bu güzellikte başka tünele rastlamadım. Bu bir mühendislik harikasıdır. Roma imparatorluğunun en güçlü olduğu 2 ve en geç 3 yüzyılda açtırıldığı kanısındayım. Bir Alman profesörün iddiası bölge hassas ve her an isyana müsaittir. Güçlü bir ordu bulundurmak zorundadır, bunlara ağır görevler yüklendiği (tünel kazımı verildiği) şeklindedir.

Su Tünelleri kentin yaklaşık 20 m yukarısındadır. Suyun enerjinin kırılması gerekmektedir. Bu tünel sonunda kayaya oyma bir kuyuya verilmiştir. Altında ve civarda içi dolu pek çok sarnıca su verilmektedir. Bu enerji kırma yöntemine başka hiçbir sistemde rastlamamış bulunuyorum.

Enerjin kırılmasına rağmen koruma duvarları içindeki antik yerleşim daha aşağıdadır. Burada kurşun boru kullanılması gerekir. Nitekim Sayın Özbek’in “İlk Kale” kitabında açıkladığı üzere 1960’lı yıllarda bu borulardan bulunmuştur. Bulanlar parçalayıp kendi aralarında paylaşmışlardır.
Anadolu’da kurşun borunun (lead pipe) Bergama, Efes’te kullandığı bilinir. Burada (Sbide) kazı yapıldığında kurşun borular bulunacağına inanıyorum.

Sümer ve Hititler dönemlerinden bu yana pişmiş toprak boruların (künk) kullanıldıkları bilinir, su yer çekimi (cazibe) ile akar.  Helenistik ve Roma döneminde boru basınç altında kullanıldıklarında künklerin
 kalınlıkları artırılır. Sbede bu tip künklere de rastlanılmıştır.
Kullanılan yer tünele girişten öncedir, kazıldığında yeni örnekler bulunacaktır.

Antik kentin yukarısında ova bulunmaktadır. Buraya sarp yamaçlardan çıkılmakta ve çok düzgün sadece yaya ve hayvan çıkabilecek taş döşeme harika yollar yapılmıştır. Yörede bu yollar keben olarak isimlendiriliyor.

Son olarak bir doğal olaydan söz edeceğim. SU UÇTUĞU. Yerelde suyun uçtuğu bu yere SUÇTUĞU denilmektedir. Bazı yıllar aşırı yağışlarda yukarıdan gelen sular şelale oluşturamıyor, havada yere uçarak iniyor. Su uçuyor.

Mühendis arkadaşlarımı, doğaseverleri, kulağı duymayan resmi kurumları bu hidrolik güzelliğe bu mühendis harikasına sahip çıkmaya davet ediyorum.


Mehmet BİLDİRİCİ
İnşaat Yüksek Mühendisi

41 Kişi Okudu


DEĞİŞEN GELENEK: SÜNNET Bu defa 2019 yılında yeni bir gelişme oldu. İzvitli DURMUŞ ALİ ÖZBEKmemleketi İzvit (Yukarı Çağlar) hakkında önce 2015 yılında SBİDE ANTİK KENTİ –Yukarı Çağlar kitabını, şimdi de ikinci kitabı İLK KALE basılma aşamasında iken benden kitap kapağı için bir yazı istedi, nasıl mutlu olduğumu anlatamam. Ben bunu zevkle yazmadan önce içeriğini görsem iyi olur dedim. Yayınlanacak kitabının içeriğini gönderdi. Arka kapağında benim yazım yer almaktadır.

Durmuş Ali Özbek, köyü hakkında her çeşit tarihi, görüşe yer vermiş, kitabına her objenin fotoğrafını (100 civarında) koymuş çok büyük bir emek harcamış. Kendisini candan kutluyorum.


Kitabı inceledim. Fotoğraflar arasında özellikle su tesislerinde kullanılmış kurşun boru parçası, basınç altında kullanılmış künk boru resimlerini görünce gözlerim fal taşı gibi açıldı. Ayrıca yeni bulunmuş başka bir oyma kilise, kaya mezar düzenlenmesinde bulunmuş insan cesetleri çok çok dikkatimi çekti. Eline sağlık dostum Durmuş Ali Özbek diyorum.

Antik Sbede (İzvit) dünya ölçüsünde anıtsal bir su sistemine sahip, bir mühendislik harikası olmasına karşı, dağlık bir coğrafyada olduğundan ismi duyulmamıştır.

Bölge hakkında bilgiler veren antik yazarlar Sicilius (M.Ö 90-30) ve Strabo (Ö. 65- MS. 23) kitaplarında görünmez. Sbede’yi ziyaret eden ilk batılı tarihçi George Bean 1903-1977) köyde misafir edilmiştir. Bean antik yazı (inscription) için gelmiş ama bulamamıştır. Bugün itibariyle de bulunmuş yazıt yoktur. Bean’ın Taşeli hakkındaki çalışmaları çok yararlı bir kaynaktır. “-Journey in Rough Cilicia”

Ayrıca arkadaşım Halit Bardakçı’nın Bütün Yönleri ile Ermenek kitabı da elimin altında, arkadaşım dostum Halit Bardakçı ile 1991 yılında tanışmış Ermenek’in çeşmelere su veren avgınların planını çıkarmıştık.

Ben bütün yayın yüzlerce resimleri ve zamanla yeni gelişmeleri göz önüne alarak bir güncelleme yapmanın yararlı olacağına karar verdim.

Mehmet BİLDİRİCİ
İnşaat Yüksek Mühendisi


DEVAM EDECEK


16 Kişi Okudu

Bulutlar rahmet olur iner yere,
Sel toplanıp şahlanacak Aldere,
Her damlası berekettir bir kere,
Kar eriyip kükreyecek Aldere.

Sorkun’un karları iyce sıkıştı,
Yel esince ziyim ziyim akıştı,
Gören gözler birbirine bakıştı,
Baksanıza coştu yine Aldere.

Karşıladık al, kırmızı selini,
Atmış beşte kapıverdi Mevlit’i,
Ruhuna hediye eyle Yasin’i
Mart gelince şaşar yine Aldere.

Aştık geldik Toroslar’ın belini,
Kar erir hemen, alıverse yelini
Biriktirir dağlar taşlar selini,
Suçtuğu’dan uçar yine Aldere. [*]
                                                       30.01.2019/Durmuş Ali Özbek

[*]1964 yılında Yukarı Çağlar’dan Mevlit Demirci, Suçtuğu başında sığır otlatırken Aldere’nin seline kapılıp ölmüştü. Allah rahmet eylesin. (Mevlüt adı köyde Mevlit olarak telaffuz edildiği için aynı şekilde yazılmıştır.

                     Haber & Resim Gönder-İletişim Kur


Bugün Hayri aradı.
Hayri ilkokuldan sınıf arkadaşım.
Ama bizim arkadaşlığımız bir sırada beş yıl oturarak başladı. Beşinci sınıfa gelmişiz ve hâlâ aynı sırada oturuyoruz. Öğretmenimiz bir defasında yer değiştirmek istedi. Ayrı ayrı grup sıralarına oturmamızı istedi. Her ikimizde başladık ağlamaya. Boncuk gibi yaşlar dökülüyor gözümüzden. Aynı sınıftayız, sınıf arkadaşlarımız hep bildiğimiz konu komşumuzun çocukları. Onlarla da çok iyi anlaşırız lakin ben Hayri’den, Hayri benden ayrılıp başka sıralara oturtulmuştu. 
Beş yıl aynı sıraya oturan arkadaşlar ayrılmıştı sonuçta. Ağlıyorduk. Teneffüste de çıkmadık ağladık. Sınıf içinde kaybetmiştik birbirimizi.
Yeni ders başlamıştı biz yine ağlıyorduk. Kulakları çınlasın öğretmenimiz Mehmet Çiçek ağlayışımıza dayanamayıp tekrar bir sıraya oturmamıza izin verdi. Tabi sevinçten dört köşe oluyoruz.
Hayri ve ben derslerimize her zaman hazır geliyoruz ve sınıfın her zaman ileri ikilisiyiz. Öğretmenimiz de çalışkanlığımızdan bizi çok sevdiğinden eminiz. Tekrar bir araya gelişimizin baş sebebi de bu çalışkanlığımıza bağlı olduğu kesin.
Hayri ile çoğu akşamları da birbirimizin evine gidiyor yarınki derslerimize çalışıyoruz.  Köyde elektrik yok, ortada bir kutu üzerine gaz lambasını bırakıyoruz çevresinde ödevlerimizi yapıyoruz.
Biz ders çalışırken ailelerimizden de motivasyonumuzu bozacak ne bir davranış, ne de bir ses çıkmazdı. Ödevlerimizin bitiminde ise kimin evinde isek onun babası mutlaka bizlere birkaç soru sorar birkaç problem çözdürür, adeta ufkumuza yeni ufukların açılmasına vesile olurlardı. Ödevler bitince gaz lambası duvardaki çivisine veya özel olarak ağaçtan yapılmış lambalığa yerleştirilir odanın her tarafının aydınlanması sağlanırdı.
Tatillerde Hayri ile kuş yakalamak için “bedavra” kurar karatavuk adlı kuşlardan yakalardık. Hayri bugünkü telefon konuşmamızda bir rüya gördüğü söyledi. Başladı anlatmaya; “Bu gece rüyamda seninle bedevra kurduk. Üç taneydi. Üç bedavranın içinden üç tane karatavuk yakaladık. Sizin eve gittik. Annen, ablan, Mehmet, sen ve ben vardım. Karatavuklardan et tahranası yaptırdık. 
Annen soba üzerinde pişiriyordu. Üç tahranadan birer tane karatavuk uçup gitti. Sen hemen pencereyi kapadın tahrananın kokusu gitmesin diyorsun. Uçan karatavuklar pencereye yaklaşınca üç tane sinek olup cama yapıştılar. Hayır, olur inşallah.” dedi. Bende aynı dilekte bulundum. “Başınızda bir hal mi var diye aradım.” dedi. Teşekkür ettim. Olumsuz bir şeyin olmadığını belirttim. “Akşam yazmış olduğun ‘Bir Süt Tozu Hikayesi’ adlı yazını okumuştum, demek ki bilinç altında kalan olayların rüyaya dönüşmesi demek ki.” dedi. “Ha bu arada, sen, Ali Koyuncu ve bana görev verilmişti. Güneyyurt’a koşarak gidip torbalar içinde öğrencilere dağıtılacak çeyrek ekmekleri alıp gelmiştik.” dedi. Sonradan hatırladım.
Hayri, ilkokulu bitirince hemen Ermenek Ortaokuluna yazdırıldı. Ben ise bir okula gönderilmedim. Bir yılım boşa gitti. Bir sene sonra bende Güneyyurt Ortaokuluna kaydoldum. Hayri Akşehir Öğretmen Okulunu kazandı. Bir yıl sonra bende aynı okulu kazandım. Ne var ki öğretmen okulları, öğretmen lisesi durumuna dönüştü. Hayri mezun oldu bir yıl boşta kaldı. Daha sonra Adana Endüstri Mühendisliğine gitti. Bir yıl okuduktan sonra Yıldız Teknik Üniversitesi Harita Kadastro Mühendisliğini bitirdi. Ben üç yıl inşaatlarda çalıştıktan sonra Burdur Eğitim Enstitüsüne girdim. 1983 yılında Akdeniz Üniversitesi, Burdur Eğitim Yüksek Okulunu bitirerek öğretmen olup göreve başladım. Hayri de okulunu bitirmiş benden bir yıl sonra Kastamonu’da göreve başladı. Yıllarımızı devlete hizmet ederek geçirdik. Hayri benden üç yıl önce emeklilik hayatına geçiş yaptı. 2014 yılında da ben emeklilik hayatına girdim.
Hayri ile kopmadık hiç. Bu yaz yazdığım mektupların zarflarını pdf olarak bana gönderince o gençlik yılları gözümden akıp geçti. Hayri’ye Mardin’den, Konya Karapınar’dan yazdığım mektupların zarf görüntüleri şimdi bende saklı, asılları demek ki Hayri’de kendilerini koruyorlar.
Hatırlarımız bir telefonla yeniden canlanıyor. Hayri ne iyi ettin de aradın. Benim rahatsızlığım bazı şeyleri unutmama veya telaşemden fırsat bulamama gibi durumları ortaya çıkarmakta. 
İnşallah şu telefon mevzusunu unutmayacağım bundan sonra.
Eski günleri, unuttuklarımı yeniden yâd edeceğim.
Sağ olasın Hayri.
13.01.2019
Durmuş Ali Özbek
durmusaliozbek@hotmail.com
Foto: Ulvi Öztürk
Şimdiye kadar okunup kayıtlara girmeyen Yukarı Çağlar Ulu Camii (Karamanoğlu Camii) kitabesi üç ayrı uzman tarafından okunmuş olup, yakında hem cami tanıtımı yapılacak, hem de Ermenek tarihinde bir çok değişikliklerin ortaya çıkmasına neden olduğu görülecek. 
Türklerin Ermenek'e gelişine ışık tutacak tarihsel değişiklik, Ermenek Yöresinde Müslüman Türkler tarafından yapılan ilk cami olduğu gerçeği Medya Ermenek sitesinde yer alacak. 
Foto: Ali Doğan
Diğer yandan Hisar Kalesinin ilk alınan kale, Sbide Kentinin Türkler tarafından alınan ilk yerleşke olduğu açıklanacak.
Bizi takip etmeye devam edin.
12.01.2019 Durmuş Ali Özbek durmusaliozbek@hotmail.com

İçimde sakladığım bir Ermenek var,
Gözlerine çiy düşmüş bir bahar gibi.
Musiki ahenginde akar her pınar,
Cennetten gönderilmiş bir diyar gibi.

Ermenek şiirlerin kuytu evidir,
Amber kokulu çiçeklerin yeridir,
Seni sevmeyen bir divane, delidir,
Kadir, kıymet bilmeyen bir ağyar gibi.

Vazgeçemem ki toprağından taşından,
Ne baharı, ne yazı, ne de kışından,
Çağırsam duyar mısın Keben Başından,
Aşkının peşinde koşan mecnun gibi.

Taşeli’nin arkası taşa dayanmış,
Akan pınarlar Göksu’yu mayalamış,
Her gönül billur sularında paklanmış,
Bulutlar arasında bir melek gibi.


Sayamadığım özellikler var sende,
Görsen “Bu dünya da ah’ın kalmaz” hem de
Serilir bütün güzellikler gözünde
Var mı böyle bir diyar Ermenek gibi.
24.11.2018
Durmuş Ali Özbek
durmusaliozbek@hotmail.com
ağyar: yabancı, el
Sayılmaz ki Ermenek’te kaleler,
Solmaz burda mor menekşe, laleler,
Çağlar durur, kapız kapız dereler,
Keklik sesi Ermenek’in dağları.

Uzanınca ceviz toplar ellerin,
Üzümüne doymaz ki dillerin,
Bayram eder, sen baktıkça gözlerin,
Yeşil yeşil Ermenek’in bağları.

Seyretmeye doyulmaz ki Ermenek,
Gelip batırmadan tatmanız gerek,
Cevizdir harcı, kapama börek,
Hüner saçar Ermenek’ in kızları.

Her adımda ayak değer taşına,
Çeşni katar yeşilliği aşına,
Nağme olur kuş sesleri sazına,
Sıla söyler Ermenek’in rüzgârı.

Sarp yerlerin gelinidir Ermenek,
Ekmek yenir, alın teri dökerek,
Vali beye büyük rica; yol gerek
Bitmek bilmez Ermenek’in yolları.

Özbekoğlu böyle över vatanı,
Gece gündüz kara elmas kazanı,
Buğdayından ayırdıkça samanı,
Tozar durur Ermenek’in harmanı.
1994 Konya
Durmuş Ali ÖZBEK
durmusaliozbek@hotmail.com


MEMLEKETİM

Okuduğum şiirimsin,
Memleketim memleketim.
Hasretime reçetemsin,
Memleketim memleketim.

Ekmeğimsin, aşımsın sen,
Toprağımsın taşımsın sen,
Sağ selamet başımsın sen,
Memleketim memleketim.

Ciğerimde nefesimsin,
Nakış nakış desenimsin,
Tek sevdamdır bilir misin?
Memleketim memleketim.

Sırlarımdaki gizemim,
Hem halazım, hem çiçeğim,
Vazgeçilmez tek gerçeğim,
Memleketim memleketim.

Sırlarımı hep gizledim,
Gurbet elde çok özledim,
Artık sevdamı söyledim,
Memleketim memleketim.

Sensizlik büyük işkence,
Ne günler geçer, ne gece,
Dudağımda hece hece, 
Memleketim memleketim.

Şiir kuralı, şartınca
Mısra mısra etraflıca,
Seni yazsam asırlarca,
Memleketim memleketim.

Özbekoğlu kalma naçar,
Sevgi kalır, keder uçar,
Kavuşunca güller açar,
Memleketim memleketim.
                                              01.01.2019-Konya
Durmuş Ali ÖZBEK
durmusaliozbek@hotmail.com

halaz: yerlere düşmüş sararmış otlar, yapraklar
naçar kalmak: bir çare, bir çözüm, bir çıkar yol bulamamak.


Sayın Mükremin Kızılca’nın 08.12.2018 günü Karamandan.com sitesi üzerinde bir yazısı yayınlandı. Bu yazısında “Karaman neden gelişmiyor?” sorusu üzerine görüşlerini sergiledi.
Bu yazıda geçen ; ”Taşeli ilçesinin bağlantı noktası Evliya Çelebinin Telli Bel dediği 1925 rakımlı, şimdi adı “Karamanoğlu Mehmet Bey” olan geçittir.” Açıklamasında Evliya Çelebi’nin Telli Bel, yöre halkının “Yellibel” dediği geçit bu yazıda “Karamanoğlu Mehmet Bey” şeklinde yazılması demek ki buranın da ismi değişmiş düşüncesini uyandırdı bende. Daha önce de bir vatandaştan Yellibel üzerindeki tabelanın değiştiğini duymuştum Gidip görmüş değilim. Bende yazıya ilişkin yorumu mu yazıyorum.


Hangisi Doğru?
Değerli Hocam konuyu çok güzel irdelemişsiniz ve mutlaka bir çare bulunmalı.
Ben makalenizi okurken değişen bir isme takıldım. “Yellibel Geçidi” mi, “Karamanoğlu Mehmet Bey Geçidi” mi? Bu isim ne zaman değişmiş acaba? Tüm kaynaklarda Yellibel geçidi diye yazdığını görmekteyken son zamanlarda o geçidin adı “Karamanoğlu Mehmet Bey geçidi” şeklinde yazılmaya başlandığını görmekteyiz. Bunu siz neden böyle yazdınız diye sorgulamak amaçlı yazmadığımdan emin olun. Tek amacım bu isim değişikliği acaba hangi makam tarafından yapılmıştır, gerçekten merak ediyorum.
Doğrusu “Yellibel Geçidi” mi, “Karamanoğlu Mehmet Bey Geçidi” mi?


Şair Mehmet Çınarlı, Zaman Perdesi şiirinde ne diyordu;
“Kar eksilmez Yellibelleri vardır
Kayapınarı da her de buz gibi
Bıçakçı Vadisi başka diyardır

Yellibel kasımken o nevruz gibi”

Dilimizin Yapısıyla Kim Oynuyor?
Hadi isimler değişti, ya dilimizin yapı ve yazım kurallarıyla kim/kimler oynuyor?
Dilimizdeki sözlerin çoğuyla oynandı. Bunu özellikle 1970-1980 arasındaki öğrenci olaylarının en çok yaşandığı dönemde bizlerde yaşadık gördük. Yatılı okuduğumuz okulda şu şu kelimelerin yerine şunu şunu kullanacaksınız diye çok baskılar yaşadık.
Bunları bir kenara koyup şimdi de geçmişte yaşanan sözlerin değişimi değil buna benzer “dilimizin yapı kurallarıyla da birileri oynuyor mu acaba?” diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bazı yer adlarının geçmişte doğru yazılırken şimdilerde ise yanlış yazıldığını açık açık görüyoruz.
Devletimizin bir kurumu bir sözcüğün doğrusunun nasıl yazıldığını söylerken, icraattaki bir başka kurumlar ise tüm yazışmalarında hata yapmaya devam ediyorlar.  
Bu yanlışlar nasıl düzeltilecek?
Nüfus cüzdanlarında çok hatalı isimlerin kayıtlara geçtiğini ve bu yanlış yazımlar yüzünden çok kişi bir harfin noktalı, noktasız, kuralına uygun yazılmayıp ya vatandaşın ağzından çıktığı söyleyiş tarzında yazılışlar veya işin ehli olmayan insan tarafından nüfus kayıtlarına geçilmesi sonrasında mahkeme kapılarında harcanan zamanlar, gel gitler ve oluşan maddi kayıplar cabası.

Durmuş Ali Özbek
durmusaliozbek@hotmail.com


Foto: Şerafettin Güç arşivinden


HANGİSİ DOĞRU?


Nüfus Cüzdanımı Değiştiriyorum

1990’lı yılların başlarındaydı. Eski nüfus cüzdanımı yenisiyle değiştirmek için sabah erkenden köy dolmuşu ile 15 km.lik yol gittikten sonra, köy muhtarlığından imzalı, mühürlü nüfus cüzdanı değiştirme belgesi, vesikalık fotoğraflarımla nüfus müdürlüğüne müracaatımı yapmıştım.
Sıram gelecek diye uzun süre kurukta beklemem, işin görülmesi için beklemem öğle saatini bulmuştu. Nihayet kimliğim el ile mürekkepli kalemle yazıldı. Yazan memur çalıştıkları ortamdan açılan müdür odasına gidip geldi ve ismimi söyleyip kimliği uzattı. O kadar beklemenin sonunda yeni kimliğime kavuşma mutluluğunu tattım. Nüfus cüzdanımı elime alıp memura teşekkür ettim.
Henüz nüfus müdürlüğünden aşağıya inmeden elimdeki kimliği kontrol ederken köy adının bambaşka bir köy yazıldığını gördüm. Yukarı Çağlar yazılması gerekirken Sarımazı şeklinde yazıyordu. Sevinç mi, hemen yerini kedere dönüştürdü. Hemen geri döndüm.
İlgili memur yeni bir işe başlamamıştı henüz.  Durumu anlattım. Köy hanesinin yanlış yazılmış dedim. Memur eline alıp inceledi, önümdeki bankın üzerine kimliğimi bıraktı.
“Beyefendi mahkemeye başvuracaksınız. Mahkemenin verdiği kararla buraya gelip nüfus cüzdanınızı yeniden değiştireceğiz.” dedi.
“Kendi hatanızı ben mahkeme kapılarında dolaşarak, maddi kayıplarla uğraşarak mı telafi edeceğim. Hatayı siz yaptınız ve siz düzelteceksiniz.” deyince;
“Beyefendi bu nüfus cüzdanları bize zimmetle veriliyor, değiştiremem.” dedi.
İlk yapacağım işin kurumun müdürüne çıkıp şikâyetçi olmam gerektiğini bildiğim halde hemen kırtasiyeye gidip bir dosya kâğıdı aldım. Sabah mesaisi bitmişti. Yazlık çay bahçesine oturup ilçenin mülki amirine konuşmalarımız da dâhil olmak üzere bir dilekçe yazdım.
Öğle sonrası mesaisi başlarken kaymakamın odasına girmeden bekleyen memur dilekçemi aldı, okudu sonra kapıyı tıklayıp içeri girdi. Peşinden bende girdim. Kaymakam okudu ve dilekçemi onayladı. Tekrar nüfus müdürlüğüne havale etmişti. Birileri mutlaka telefonla durumu müdüre iletmiş olmalı ki resmen beni karşılıyordu. Merdivenleri çıktığımda önümde müdürün kapısı açıldı ve bana bakıp; “Kaymakamlığa dilekçeyi siz mi verdiniz?” “Evet” dedim.
“Beyefendi önce bana gelseniz olmaz mıydı?” dedi.
Bende “Olurdu ama bende devletimin bir memuruyum. Üstelik köyden gelmişim ve saat 14.30 da köy dolmuşu kalkacak bir günlük mesaimin bir nüfus cüzdanı değişimiyle geçiyor. O da yanlış yazılıyor. Yanlışı düzeltme isteyince beni azarlarcasına mahkeme kapılarına müracaat etmemi istiyor. Böyle bir memurun ders alması için bende zorunlu olarak dilekçemi vermek zorunda kaldım.” dedim.
Elimdeki nüfus cüzdanını işaret ederek; “Ver bakayım.” dedi. Odasına davet edip bir çay söyledi. Zile bastı görevli geldi nüfus cüzdanını yazan memurun adını söyleyip gelmesini istedi. Yazım hatası yapan o memur içeri girdi. Bana baktı yüzü kızarmış, kaşları çatık.
Müdür sert bir ifadeyle; “Git bu nüfusun doğrusunu yaz, değiştir, getir!” dedi. Müdür beyle sohbet ettik. Kapı çalındı memur içeri girdi elindeki yeni nüfusu müdür beye uzattı.
Müdür bey okudu, inceledi, imzaladı ve soğuk mührü vurdu.
Müdür, memura bakarak; “Bir daha böyle davranışlar görmek istemiyorum. Görevinizi doğru yapın. Gidebilirsin.” dedikten sonra memur çıkıp gitti. Yeni nüfusumu bana uzattı, bende teşekkür ettim.
Nüfus müdürlüğünden çıktıktan sonra koşar adımlarla köy dolmuşunun kalktığı Sipas Camii yanına geldim. Köy dolmuşu dolmuştu ve bende hemen binip köye doğru hareket ettik.
Nüfus cüzdanım değişmişti ama liyakatsiz bir memurun yaptığı bir hata hem başka kurumların üzerine yük getiriyor, hem de vatandaşın maddi ve manevi kayıplara yaşamasına neden olabiliyor.
İşi ehline vermek; sorunların çözümüne, en iyi çözümün sağlanmasıdır.
Yanlışı Doğrusu
Dilimizin yapı ve yazım kurallarıyla kim/kimler oynuyor?
Türk Dil Kurumu (TDK), dilimizde söylenen sözlerin yazım kurallarını açıklarken şöyle diyor:
“Ayrı Yazılan Birleşik Kelimeler: Madde: 6. 
Yer adlarında kullanılan batı, doğu, güney, kuzey, güneybatı, güneydoğu, kuzeybatı, kuzeydoğu, aşağı, yukarı, orta, iç, yakın, uzak kelimeleri ayrı yazılır: Batı Trakya, Doğu Anadolu, Güney Kutbu, Kuzey Amerika, Güneydoğu Anadolu, Aşağı Ayrancı, Yukarı Ayrancı, Orta Anadolu, Orta Asya, Orta Doğu, İç Asya, İç Anadolu, Yakın Doğu, Uzak Doğu vb.”
Bu kural yerleşim yeri adları yazılırken yön bildiren kelimeler varsa ayrı yazmamız gerektiğini belirtilmektedir.
Tüm öğrencilik yaşamımda ben bunu öğrendim ve 32 yıllık öğretmenlik yaşamımda da ben bunu böyle öğrettim.
TDK’ ayrı yazılan bileşik kelimeleri “batı, doğu,  güney, kuzey, güneybatı, güneydoğu, kuzeybatı, kuzeydoğu, aşağı, yukarı, orta, iç, yakın, uzak “ kelimeleri bir yer adının başına gelirse kelimeler ayrı yazılır demekte ve “Yukarı Ayrancı, Aşağı Ayrancı, Orta Anadolu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Batı Trakya, Kuzey Anadolu” örneklerinde olduğu gibi.
Hal böyleyken bu kuralı tanımamak da neyin nesi?
Her devlet kurumu kendine göre mi yazım kuralını uyguluyor veya uygulayacak?
Tabi ki bu bir kural tanımazlık olur. Gereği de yapılır. Zaten böyle de düşünemeyiz.
Devlet kurumlarında çalışan tüm personel hizmet içi eğitim görürler ayrıca kuruma gelen yazılardan haberdar olurlar. Hatta resmi yazıları okuduğuna dair resmi yazıları imzalarlar. Gelen emirler doğrultusunda tüm memurlar çalışmalarını sürdürürler.
Pekâlâ dilimizin yapı ve yazım kurallarıyla ilgili kuralların değiştiğini bildiren bir yazı gelip çalışan personeller haberdar olmuşlar mıdır?
Bunları neden yazdım? Şunun için; Taşeli yöremizde bulunan bazı yer adları tüm devlet kurumlarımız tarafından yanlış yazılmaya devam edilmektedir.
Örneğin Aşağıçağlar, Yukarıçağlar isimleri bu haliyle yanlıştır ve Ermenek’te kurumlarımızın çoğu yanlış yazmaktadır. Bu resmi yazılarda, belgelerde vs. yanlış yazılmaya devam etmekte olduğunu görmekteyiz. TDK’nın kural açıklamasına göre doğrusu Aşağı Çağlar, Yukarı Çağlar’dır.
Eski adları; Aşağı İzvit, Yukarı İzvit, İzvidi Sufli, İzvidi Ulvi şeklindeydi. Eski kaynaklara baktığımız zaman da hep böyle yazılmıştır. Nüfus belgelerinde, tapu belgelerinde, resmi yazışmalarda bu hep böyle yazışıyken şimdi neden birleştirerek yanlış yazılmaya başlandı?
Yine hal böyleyken Ermenek’te bulunan birçok resmi dairenin özellikle Aşağıçağlar, Yukarıçağlar isimlerini birleştirme çabası, olumlu bir sonuç vermiş gibi kendi meslektaşlarımdan birçoğu da şahsımın Aşağı Çağlar, Yukarı Çağlar şeklinde yazdığımı görünce “Bunu neden böyle yanlış yazıyorsun?” uyarısında bulunanlar oldu.
Doğrusunu söyleyince umarım alınanlar olmamıştır.
Onlara göre Çanak- kale=Çanakkale bitişik kelime örneğini görüp, ayrı bir kuralla yazılan TDK Ayrı Yazılan Birleşik Kelimeler 6. Maddesini görmezden gelirsek yanlış yazılmaya devam edilecektir.
Ermenek’te bulunan tüm devlet dairelerimizin bu kuralı işletmesi, bizleri bir yanlıştan dönülmenin erdemliliğine ulaştıracaktır.
Aşağıçağlar değil; doğrusu Aşağı Çağlar’dır.
Yukarıçağlar değil; doğrusu Yukarı Çağlar’dır.

Nüfus cüzdanımda doğrusunu görmek isterim.
17.12.2018
Durmuş Ali ÖZBEK

Kaynak: http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=221:Ayri-Yazilan-Birlesik-Kelimeler&catid=50:yazm-kurallar&Itemid=132

| Copyright © 2001 İzvit Haber
Yönetim
rekmobi_23424212482.html